16 Mart 2016 Çarşamba

ŞEBNEM TUNCER ÇAMDALI: “NAİF GÖZÜNDEN KAVACIK KÖYÜ VE KADIN”

Şebnem Tuncer Çamdalı, “Aşk”, tuval üzerine yağlıboya, 30x50 cm.

Ressam Şebnem Tuncer Çamdalı’nın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlediği “NAİF GÖZÜNDEN KAVACIK KÖYÜ VE KADIN” sergisi, 30 Mart 2016 tarihine kadar Karabağlar Belediyesi Sanat Galerisi’nde devam ediyor.

RÖPORTAJ: ÜMMÜHAN KAZANÇ

Ü.K.- Sayın Şebnem Tuncer Çamdalı, ülkemizde Naif Sanat deyince ilk akla gelen ressamlarımızdan birisiniz ama yine de sizi daha yakından tanımak isteyenler için resim sanatına nasıl gönül verdiğinizi öğrenebilir miyiz? Kaç yıldır resim yapıyorsunuz?
Ş.Ç.- Yaklaşık 30 senedir resim yapıyorum. Bu tutku, çok uzun yıllar önce bir arayışın içindeyken başladı diyebilirim. Okuduğum meslek lisesinde resim branşı vardı. Öğretmenim seçmediğim için üzülmüştü. Yarım kalan bir hikaye olarak kalmış beklemiş beni. Daha sonra 1982 yılında Resim Heykel Müzesi desen kursuyla tekrar merhaba dedim. Bir daha da birbirimizi bırakmadık. Naif sanatçı Fahir Aksoy’la tanışıp bir sene onun atölye çalışmalarına katıldım. Amacım teknik malzemeyi öğrenmekti. Fahir hocam bana çok değerli bir şey öğretti, ‘kendim olmayı’.


Şebnem Tuncer Çamdalı, “Kavacık’ta Mor Bahar”, tuval üzerine yağlıboya, 40x80 cm.

Ü.K.- Önce İzmir’in Çatalkaya Dağı’ndaki ev atölyenizde resim yaptınız, şimdi de Çatalkaya Kavacık Köyünde çalışmalarınıza devam ediyorsunuz. Sanırım bu doğa ile kucak kucağa yaşamın sanatınızın gelişmesinde ve bugünkü noktaya ulaşmasında önemli bir yeri var. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz.
Ş.Ç.- Fahir Aksoy’la bir sene çalıştıktan sonra doğa en büyük öğretmenim oldu. 1985’en beri doğada yaşıyorum. Halen yeni şeyler keşfediyorum. Yaşamın kendisi bir sanat. Sadece çizgiler, renkler değildir gördüklerim. Benim için asıl olan rüzgarın, akan derenin, öten kuşların duygularım üstündeki olumlu etkisidir. Her bahar yenilenen doğa ile uyumlanır onunla bir daha ve daha güzel olanı ararım. Doğada ve resimde yeni bir şey keşfedip heyecanlandığımda neden daha önce görmedim derim. Bu kendini adamayla ilgili bir şey. Uzun yıllar çalışmayla ilgili. Sanki sanat sen ne kadar kendini adarsan bende sırlarımı o kadar açarım diyor. Bırakamayacağım bir noktaya geldiğimi hissediyorum. Akan bir dere gibi, ne kadar adarsam kendimi o da o kadar güçlü akıyor. Her yeni resim daha bir emek istiyor. Ustalaşmak her şeyi kolaylaştırmıyor.


Şebnem Tuncer Çamdalı.
Ü.K.- İzmir Karabağlar Belediyesi’nin daveti ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında düzenlediğiniz “NAİF GÖZÜNDEN KAVACIK KÖYÜ VE KADIN” serginiz Karabağlar Belediyesi Sanat Galerisi’nde yer alacak. Bu sergide yer alan tablolarınızda kadın temasını nasıl ele aldınız?
Ş.Ç.- Sergideki resimlerimin bazıları geçmiş dönemlere ait. Biraz da kendi yaşantımdan konular. Doğada ilk yaşamaya başladığımda ne kadarda yabancı ve acemi olduğumu yansıtmışım. Şimdiyse uzun yıllardır yaşadığım köydeki insanları izliyorum. Kadınların ‘biz köyümüzde mutluyuz’ sözü beni çok etkilemişti. Köylü komşularım çalışırken de başka başka dünya işleriyle uğraşırken de mutlular…
Resim yaparken amacım ve dikkat ettiğim ve de artık kendi kendine oluşanda mutlu resimler, mutlu kadınlar. Doğayla bütünleşmiş kuşların şarkıları gibi cıvıldaşan, dere suları gibi akan kadınlar yansıtmaya çalıştım.


Şebnem Tuncer Çamdalı, “Safiş”, tuval üzerine yağlıboya, 25x25 cm.
Ü.K.- Bugüne kadar kaç sergiye katıldınız? Yurtiçinde ve yurtdışında yer aldığınız önemli etkinlikler nelerdir?
Ş.Ç.- Katıldığım karma sergiler yüzün üstünde diyebilirim. Kişisel sergilerim ise 21 oldu. Yurt dışında Fransa’da Fahir Aksoy’un düzenlediği Türk naifleri sergisine katılmıştım. İtalya'da düzenlenen Uluslararası naif bienallerine de defalarca katıldım. Burada 300 sanatçı arasından halk oylamasıyla ilk 20’ye girmiştim. Bazı yarışmalı sergilerde eserlerim sergilendi. Şehirden uzak yaşamak etkinliklere katılmamı zorlaştırdı diyebilirim.

Ü.K.- Bir tabloya başlamadan önce nasıl bir ön hazırlık yapıyorsunuz? Konularınızı nasıl seçiyorsunuz?
Ş.Ç.- Yanımda hep desen defterim, kalemim bulunur. Nereye gitsem bir şeyler çizerim. Bu bir kuş da olabilir, köy düğünlerinde dans edenler de, bağda bahçede çalışanlarda. Bazen kompozisyon desen çizerken kendiliğinden oluşur. İlkbahar geldiğinde ise gözlem yapmak için özellikle dolaşır, doğanın güzelliğini hisseder, çizerim. Daha sonra atölyemde oturur küçük kompozisyonlar tasarlarım.
Son yıllarda doğada gördüğüm bazı çizgiler daha bir görünür, anlaşılır ve birbirini tamamlar oldu. Kavisler, helezonlar… Her şeyin bir bütünlük içinde yer aldığını görmek ve bunu nasıl tuvale aktarırım sorusuyla çok uğraştım. Biraz olsun hallettim doğanın büyüsüyle oynamayı ve tuvale dökerken doğadan ilham alarak ama kendime ait olan bir şeyi bulup çıkarmam gerektiğini de öğrenmiş oldum.
Konularım genellikle ilk bahar temalıdır. Her bahar yenilen doğa beni çok mutlu eder. Yaşadığım bu muhteşem uyanışı resimlerimle paylaşırım. Beni izleyenlerin mutlu olmasını, doğaya ve dolayısıyla kendilerine dönmesine katkım olur amacı taşırım birazda.


Şebnem Tuncer Çamdalı, “Binnaz”, tuval üzerine yağlıboya, 25x25 cm.
Ü.K.- Son olarak naif sanat ya da saf yürek sanatı siz nasıl tanımlarsınız?
Ş.Ç.- Naif sanatta her bir sanatçı kendi özgün biricik yaradılışını döker tuvale. Çocukca bir heyecan ve tutkuyla yaşamak, naif sanatçıların resimlerine de yansır. Duyguların renkleri olduğunu hissetmişimdir. Bu yüzden mutluluğun peşinden koşan, renklerin peşinden de koşanlar naif sanatçılardır. Mutlu olmak için resim yapan naif sanatçıların resimlerini izleyende bu yüzden hep güzel duygular oluşturur. Bir ortak yanımızda zamanla oluşan ince çalışma tekniğidir. Ülkemiz muhteşem bir tarihsel zenginliğe sahip. Bu birikimi doğal olarak genlerimizde taşıyoruz. Uzun yıllar çalışma, daha iyiye daha güzele ulaşma arzusu içten gelen bir itilimle tuvala yansıyor. Yaşamın ve sanatın saygı ve özen gösterilmesi gereken çok özel bir armağan olduğunu naif sanatta doyasıya görürüz.

BİLGİ İÇİN

www.sebnemcamdali.8m.com


Şebnem Tuncer Çamdalı, “Kavacık’ta Düğün”, tuval üzerine yağlıboya, 50x60 cm.